Türkiye'de iki şeyi bilmek çok zor: Futbol ve siyaset. Çünkü Türkiye'de herkes futbol ve siyaset konuşur, bileni bilmeyeni...Her rakı masasında ülke kurtarılır, her arkadaş sohbetinde kendi takımları için yeni kadrolar kurulur transferler yapılır.
Ben uzun yıllardır futbol takip ediyorum. Siyasetin de eğitimini aldım üniversitede. İkisini de bildiğimi iddia edemem. Çünkü zor işler ikisi de. Milyonlarca kombinasyon, müthiş beklentiler, ağır ve stresli çalışma ve asla memnun olmayan insanlar... Çözüm üretmek zor, o yüzden bir "politika mühendisliği" ya da "futbol mühendisliği" yok.
Ama gene de, dilim döndüğünce, etrafımda gözlemlediğim doğru bilinen bazı yanlışları dilim döndüğünce açıklamaya çalışacağım, mimar arkadaşımınkine benzer bir dürtüyle...
Türkiye ABD'nin Bölgedeki En Önemli Stratejik Ortağıdır:

Yanlış. Evet bu bölgede ABD'nin pek seveni yok, o yüzden kurduğu her türlü ilişki onlar için önemli. Ama en önemlisi Türkiye değil. Mısır. Enver Sedat "Barış için her yere, gerekirse Kudüs'e de giderim" diyip soluğu Kudüs'te alınca, İsrail'le barış antlaşması imzalayan ilk Arap ülkesi Mısır oldu. İsrail'le garezi kalmayan ve buna rağmen Abdül-nasir zamanından beri Arap dünyası üzerindeki etkisini koruyan Mısır bu iki nedenden dolayı ABD için bölgedeki en kritik ortak.
Türkiye İran Olabilir:
Yanlış. Aslında İran'ın Türkiye olması daha muhtemel. İran İslam Devriminin altyapısında Şii geleneklerinin bir getirisi olan siyaset yaşam ve din öğeleri arasındaki sıkı bağlantı yatıyor. Nufüsü Sünni ağırlıklı olan Anadolu'da, Osmanlı'dan bugüne böyle bir gelenek yok, olmadı. Şeyhülislam mevkisi bile sembolik bir makamdı Osmanlı'da. İran'daki yaşam ve yönetim tarzı bu halkın geleneklerine ters.

Kaldı ki devrimler ileri yönde olur. İran İslam Devrim'i de dönemin Şah yönetimine göre ileri bir adımdı. İran'da bugün çok kuvvetli bir liberal-demokrat hareket var. Bütün engellemelere rağmen güçlerini zaman zaman gösterebiliyorlar. Yeni bir İran devrimi o kadar da uzak değil.
6 oyla kanun iptal edilebilmesi anti-demokratiktir:
Yanlış, yanlış ve bin kere yanlış. Bahsedilen 6 oy Anayasa Mahkemesi'ndeki 6 yargıca ait. Meclisten yeterli sayıda milletvekilinin başvurusu halinde anayasaya aykırı kanun tasarıları onlardan dönebiliyor.
AKP yanlısı medya öyle bir hava yarattı ki bu kişiler keyfi kararlar veriyor, milletin iradesini hiçe sayıyorlar. Oysa Dünya'nın her demokrasisinde Yüksek Mahkemeler bu yetkiye sahiptir. Örneğin ABD'de bir tasarının yasalaşması için 637 kişilik kongre, 100 kişilik senato ve Beyaz Saray'dan geçmesi gerekir -ki bunların hepsi seçilmiştir- ama 7 kişilik yüksek mahkemedeki 4 oyla o yasa çöpe gider.
Yüksek mahkemeleri anayasa profosörleri atanır sadece ki Türkiye'de sayıları 100 kadardır yalnızca. Kararları siyasi ya da keyfi değil hukukidir. Hukuk da sadece kitaba bakıp bir karar vermekten ibaret değildir -yoksa ne gerek var bu kadar hukukçuya!- Demokrasi de çoğunluğun kafasına göre iş yapması değildir. Yönetimin de belli kuralları ve belli sınırları vardır. Bunlara uyulmasını garanti etmek de yargının işidir. Siyasetin yargının önüne geçtiği her ülke kaos yaşamaya mahkumdur. Yargının kuvveti de, yürütme üzerindeki etkisi de demokrasinin gereklerindendir.
Peki o 6 oy parti kapatabilmeli mi? Bununla ilgili tek yorumum var. Yargıya bozuk el kitabı verirseniz, yargıdan şikayetçi olamazsınız. AKP'nin önünde "el kitabını" düzeltmek için gerekli fırsatlar vardı. Kullanamadılar.



