Thursday, June 12, 2008

Melek misin Şeytan mı?



Oldukça zorlu bir yarıştan sonra, Barack Obama büyük partilerin birinden başkan adayı gösterilen ilk Afrika-Amerikalı oldu. Türkiye'nin bu seçimin sonucundan ne kadar etkileneceğini kestirebilecek kadar dış politikaya hakim değilim ama, Obama'yı kendilerinin yeni kahramanı olarak gören ülkem liberal-aydın kesimi ve meraklıları için bazı şeyleri açıklığa kavuşturalım:

Barack Obama, Kenyalı müslüman bir baba ile Kansas'lı beyaz bir ABD'li annenin, Hawaii'nin Honululu kentinde doğmuş oğlu. Babası ABD'ye eğitim için gelmiş fakat Obama'nın doğumunun kısa bir süre sonrasında eşinden boşanmış ve ülkeden ayrılmış. Annesi ile büyüyen Obama, haliyle baba tarafıyla olan bağlantılarını uzun süre kaybetmiş ve bir Hristiyan olarak yetiştirilmiş. Harvard ve Columbia gibi zorlu okullarda eğitim aldıktan sonra avukat olan Obama, para getirecek iş kolları yerine sivil haklar üzerine çalışmayı yeğlemiş. Siyasette vitrine çıkması ise Illinois senatörü seçildiği 2004 senesine denk geliyor. Demokrat Parti'nin o yılki kongresindeki konuşması, başkan adayı John Kerry'i bile gölgede bırakmıştı. 2008 önseçimleri öncesi yaşının genç olduğu, acele etmemesi gerektiği söylenir ve anketlerde desteği yüzde 10 civarında gezinirken, sıkı bir ekip çalışması ve müthiş bir kitlesel hareket yardımıyla bugünlere geldi.

Kendisi hakkında en çok düşülen yanılgılardan biri, barışcıl bir dış politika izleyeceği şeklinde olanı. Evet, Obama Irak'tan çekilmeyi vaat etti. Bunun en önemli sebebi, kampanyasının odak noktasında olan değişim vaadinde saklı. Irak savaşına akıtılan milyon dolarları geri çevirmeden ABD siyasetinde pek birşeyi değiştiremezsiniz. Obama savaşın amaçsız ve başarısız olduğunu ve hemen bitirilmesi gerektiğini söylüyor. Ama aynı Obama, New Hampshire'da ABD'nin bölgede terörle mücadele etmesi için milyarlarca dolar yardım yaptığı Pakistan'ın teröristlere yıllardır yataklık ettiğini söyledi ve şu dehşet cümleyle bağladı sözlerini: "Bin Ladin'i sakladıklarına dair geçerli bir kanıt bulduğum anda Pakistan'a savaş açarım" Böyle birşeyin olması durumunda zaten yeterince karışık olan bölgede çıkabilecek kargaşının boyutları ürkütücü.

İç politikada ise Obama "liberal ekonomi, muhafazakar yaşam" şeklindeki Cumhuriyetçi politikayı Demokrat versiyonuyla; "muhafazakar ekonomi, liberal yaşam" ile değiştirmek amacında. Burda muhafazakar ekonomi tabi ki içine kapanık bir ekonomiye değil, ama sosyal devlet anlayışına ve devletin ekonomide daha etkin rol almasına işaret ediyor. Zaten genel Demokratik Parti eğilimi olan bu anlayışı Obama daha radikal bir biçimde uygulamak istiyor, vaatleri arasında çok büyük çaplı sağlık ve eğitim reformları başı çekiyor. Bush döneminde, mortgage krizi ekonomiye sert bir darbe vurunca, kontrollü bir ekonomi ve refah devleti anlayışı ABD halkına şu an için daha çekici geliyor ki, bu da Obama'nın en büyük avantajı.



Cumhuriyetçi rakibi senatör John Mccain ise hiç de yabana atılacak bir isim değil. Özellikle, Vietnam'da savaşmış olması ve esir olarak işkence görmesi en az bizim kadar militer bir millet olan ABD'lilerin ilgisini çekiyor. McCain'in en büyük derdi ise kendisi ile Bush ile arasına bir mesafe koymak olacak çünkü şu an Bush'un halk gözündeki statüsü epeyce düşük. Irak konusunda ise, McCain başlanan işi bitirmekte kararlı.

Şu anda anketler Obama'yı az farkla önde gösteriyor, ama kasıma daha çok var. Dediğim gibi dış politika konusunda seçim sonucunun bizi nasıl etkileyebileceğini kestirmek güç. Elimizde kalanlar ise, dünyanın son süper gücünün geri kalan ülkelerin üzerinde Demokles'in kılıcı misali bir tehdit oluşturmaya devam edeceği ve adamlar çatır çatır siyasi hedefleri tartışırken bizim siyasetçilerimizin sokak kavgası kıvamında polemiklerde kaldığı şeklindeki acı gerçekler...

No comments:

Post a Comment