
Madem siyaset ve futbol dedik, her ikisiyle de alakalı bir yazıyla başlayalım...
Geçtiğimiz ay hükümet bursuyla yüksek lisansa ABD'ye gidecek öğrencilere verilen bir resepsiyonda ABD Büyükelçisi Ross Wilson'la sohbet etme olanağı buldum. Wilson Türkiye'nin en şaşırtıcı özelliklerinden birinin insanların futbola ve futbol takımlarına olan bağlılığı olduğundan bahsetti laf arasında, "Mesela olur da bir Türk bürokratla maç izleme durumunda kalırsam öbür takımı takdir etmeye korkuyorum" dedi; "Çünkü insanların bunu tatsız, hatta düşmanca bir tavır olarak algılama riski var, tuttuğu takım bir insan için neredeyse kutsal. Burası tam bir futbol ülkesi."
Abarttığını düşündüğümü söyleyince de şu anektodu anlattı:
İncirlik üssüyle ilgili kritik bir görüşme yapmak üzere Adana'ya giden büyükelçi, valiyi ziyaretinin ardından çıkışta gazeteciler tarafından çevriliyor. Doğal olarak üssün geleceği ile ilgili bir soru bekliyor ama ilk soru Obama-Clinton yarışı hakkında ne düşündüğü. Bir diplomat gibi cevaplıyor soruyu: "Ortada çok büyük bir rekabet var. İki taraf da çok kaliteli.Rekabetin her zaman iyiyi doğurduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ilgiyle takip edeceğim." Peki ikinci soru?
"Galatasaray-Fenerbahçe maçı ne olur?" diye sormazlar mı!
Muhtemelen kırk yıl düşünse bu soruyu alacağını tahmin edemeyecek olan zavallı ABD'li, gene aynı diplomat inceliğiyle cevap veriyor:
"Ortada çok büyük bir rekabet var. İki taraf da çok kaliteli.Rekabetin her zaman iyiyi doğurduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ilgiyle takip edeceğim."
No comments:
Post a Comment